Susan Sontag’ın Başkalarının Acısına Bakmak’ta, bir acıya tanık olduktan sonra kendimizi yalnızca seyirci konumunda bırakmaya hakkımız olup olmadığını sorgular. Cesare Pavese ise bir insanı küçük düşürmenin yolunun onun acısına inanmamak olduğuna dikkatimizi çeker.  

Bu açıdan bir acıya tanık olduğumuzda asıl mesele, ne kadar üzüldüğümüz değil, tanık olduğumuz şeyin bizden ne talep etmesine izin verdiğimizdir.  

Sontag ve Pavese, acıya bakmak ile acıyı tanımak arasındaki mesafede buluşuyorlar aslında.  

Başkasının acısını görmemek ile gördüğümüz acının gerçekliğini tanımamak aynı şey değildir. Daha korkunç ve canavarca olanı ikincisidir.  

Bir acıyı göz ardı etmek, onu görmemek değil, ona inanmayı reddetmektir. 

Pavese bu noktada daha da ileri gider.  

Bir insan hiç olabilir, ama acısı gerçektir, yine de. 

Çok uzatmayacağım. Uzatmak zorunda kalmadığım yazılar yer alacak burada.  

Mesele asla basit bir merhamet ya da şefkat etiği değil.  

İnsanın baktığında ve yaşadığında kendini küçültmemesi meselesidir.  

Acılarımıza, görünen ya da görünmeyen, değersizleştirilen ya da abartılan yaralarımıza dönük inançsızlıklar da bunun bir parçası… 

Kendi acımıza inanmayarak, sevdiğimiz insanların bizde açtığı yaraları önemsemeyerek de kendimizi küçültüyoruz.  

Küçüldüğünüz yerde yoksunuz; küçüldüğümüz yerde yokuz.  

Yaşadığımız acıların büyüklüğü ya da önemli olup olmadığı konusunda kimseyle uzlaşmak zorunda değiliz. Kendimizi, kendi geçmişimizin zavallı tanığı kılmamak adına çürük uzlaşılardan çekip çıkabilmeli…  

O yüzden “o kadar da önemli değil” dediğimiz şeyler, kısacık yaşamöykümüze baktığımızda, yarattığı etki açısından o kadar önemlidir.  

Konuşmalar bir yere varmıyor uzun zamandır.

Anlatıyoruz, yeniden anlatıyoruz ama yine de bir yere ulaşmıyor. Anlaşılmanın imkânsız olduğunu idrak edecek yaşlarda bunu yaşamak daha da zor… 

O yüzden artık böylesi küçük yazılara sığınacağım.  

İkna etmek için değil, haklı çıkmak için hiç değil. Haklı olmak ya da haklı çıkmak adına yapılan şeyler kadar mide bozan şeyler çok azdır. İnsanın içini çürütür.  

İnsan sadece söylenmiş ama ulaşmamış kelimelerinin kaybolmasına razı olamıyor bir zaman sonra… 

Belki ihtiyacı olan biri bu kelimeleri cebine koyabilir. Fazlasını beklemek, istemek artık şımarıklık geliyor bana. 

İnsanoğlu zaten bu yüzden yazıya sığındı. Konuşurken anlaşılmak isteriz, yazmak bu beklentiden koparır bizi. Yazının gerçekliği de burada, gerçekten söyleyebildiğimiz tek yer olmasında… 

Kelimelerin bir şeyleri değiştirebileceğine olan inancımı tükettim. Belki de bu tükenişin sınırındayım, çok sorgulamıyorum. 

Kelimelerim kaybolmasın, diye yazıyorum; bununla yetinmeyi umuyorum

Podcast also available on PocketCasts, SoundCloud, Spotify, Google Podcasts, Apple Podcasts, and RSS.

Yorum bırakın

ademyilmaz.online

Bu site, Adem Yılmaz’ın akademik araştırmaları, yayınları ve ders faaliyetleri hakkında bilgi sunmaktadır.